29 Ağustos 2016 Pazartesi

                                          Siyahlı Kadın 

 Merhaba ben Ferit Ankara'da yalnız yaşıyorum 32 yaşındayım bir mimarlık şirketinde harita mühendisliği yapıyorum. Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum bu olay iki yıl önce başımdan geçmiş olmasına rağmen hala psikolojik tedavi görüyorum fazla uzatmadan hikayeme geçeyim iyi okumalar.
 O gün işlerim yoğun olduğundan iş yerinden biraz geç çıkmıştım saat dokuz civarıydı hemen arabamı park ettiğim sokağa gittim arabam on beş adım kadar uzağımdaydı ve beş, altı adım kadar sonra ise sol tarafta bir tane daha sokak bulunuyordu. O sol taraftaki sokağın önünden geçerken sokaktan bir kadın çıktı, kadın boydan boya simsiyah türban ile kaplıydı ne gözü ne ağzı hiç bir yeri gözükmüyordu. Kadının yanından geçip giderken kadının olduğu yerde durarak bana baktığını fark ettim fazla umursamadım ama gecenin bir yarısında içimde ufaktan bir tedirginlikte olmuştu. Nasıl olmasın ki akşam akşam simsiyah birisi beni izliyor içimden kapkaççı filan olabilir diye düşünerek adımlarımı hızlandırdım ve arabama binerek evime doğru yol aldım. O gece her şey normaldi sabah olduğu gibi yine normal bir şekilde işe gittim bu kez iş yerinden normal bir zaman da çıktım saat yedi civarı. Arabamı hemen hemen her zaman aynı yere park ederim o günde arabamı aynı yere park ettim ve arabama doğru yol alırken sol taraftaki sokaktan yine aynı kadın çıktı dünkü yaptıklarının aynısını yapıyordu benim gittiğim yönün tersine bir kaç adım atıyor sonra olduğu yerde durarak beni izliyordu. Artık iyice tedirgin olmaya başlamıştım. Yemek yiyerek gözden geçirmem gereken bir kaç dosyayı hallettim ve sonra uyumaya gittim saate baktığımda saat 23:20'yi gösteriyordu telefonumu yanımda duran ufak çekmecenin üzerine koyarak hemen uyumaya çalıştım. Evim 6 katlı bir apartmanın ikinci katında bulunuyordu. Bulunduğum daire yerden fazla yüksek sayılmazdı. Tam uyku sırasında bir kaç tıkırtı ile uyandım ilk başta ne olduğuna anlam veremedim bir kaç dakika uyku sersemliği'm devam etti kendime geldiğimde yatağımın sağ tarafında ki duvarda duran pencereme bir şeylerin çarptığını fark ettim yataktan çıkarak pencereye doğru yürüdüm, pencereye yaklaşınca çarpan şeylerin büyük taşlar olduğunu gördüm. Pencereye daha da yaklaştığımda taşların gelmesi durdu yavaşça dışarıya baktığımda o türbanlı kadının bahçede durmuş bana baktığını gördüm. Hemen geriye çekilerek odanın ışıklarını açtım ve pencerenin yanına bir kez daha gittim kadın hala orada durarak hiç hareket etmeden bana bakıyordu tekrar geriye çekildim korkudan terlemiştim yavaş yavaş ağlamaya başladım hemen elime telefonumu alarak polisi aradım. "155 acil yardım hattı buyurun.""A.. alo yardım yardım edin evimin önünde birisi var bana bakıyor yardım edin!" "Sakin olun beyefendi şuan neredesiniz?" "Ben ben evim.. evimdeyim şuan yardım edin ne olur!" ağlamaya başlamıştım artık ağlayarak konuşuyordum "Beyefendi evinizin adresini verin lütfen." "Peki Gölbaşı karanfil caddesi 854'düncü sokak nehir apartmanı ikici kat üç numara." "Peki beyefendi devriye araçlarımızdan birisini hemen size doğru yönlendiriyoruz sakin olun kapıyı gelen polisler dışında kimseye açmayın lütfen ve pencerelerden uzak durun." Peki." diyerek telefonu kapattım her ne kadar sakin olmaya çalışsam da olmuyordu ağlamam azalmış fakat hala gözümden damla damla yaşlar geliyordu ara sıra dayanamayarak göz ucuyla aşağıya bakıyordum kadın hala orada duruyor ve hep aynı şekilde bana bakıyordu. Çok geçmeden kapımın zili çaldı korkarak diafona basarak "Kim o?" diye seslendim titriyordum bir iki saniye sonra kalın bir erkek sesi "Polis beyefendi kapıyı açın lütfen." "Peki hemen açıyorum." diyerek otomatiğe bastım genel olarak rahatlamış ve mutlu olmuştum bir iki dakika sonra çalan kapı ile dalgınlığım gitmiş kendime gelmiştim hemen kapıyı açtım karşımda resmi üniformalı ikisi de orta yaşlarda birisi hafif kilolu diğeri ise cılız olan ve ikisi de hemen hemen aynı boylarda olan iki polis çıktı karşıma hemen içeriye davet ettim. Kilolu olan polis "Beyefendi adım Ahmet bu da meslektaşım Hilmi." dedi ve tekrar hız kesmeden "Sorun nedir beyefendi?" diye sordu "Evimin önünde birisi var beni izliyor ayrıca iş çıkış saatlerimde de beni takip ediyor." diyerek iki polis memurunu yatak odama götürdüm ve pencereden türbanlı kadının durduğu yeri gösterdim fakat türbanlı kadın orada yoktu. "Beyefendi orada kimse yok." dedi adı Hilmi olan cılız polis. "Nasıl nasıl olur? Daha az önce orada oradaydı bana bakıyordu hatta camıma taş attı." "Tamam beyefendi sakin olun Hilmi sen git aşağıyı bir kontrol et bakalım birisi var mı?" dedi kilolu polis Ahmet meslektaşı Hilmi evden çıkarken tekrar bana döndü Ahmet polis "Belki sadece şakadır beyefendi oturun sakin olun." diyerek beni odanın giriş kapısının sağ tarafında bulunan tekli deri koltuğa oturttu kendisi de pencereyi açarak dışarıyı kontrol ettikten sonra karşıma gelerek yatağıma oturdu. On, on beş dakika sonra kapı çaldı polis memuru Ahmet kapıyı açmaya gitti ve bir kaç dakika sonra meslektaşı Hilmi polis ile beraber yatak odama geldi. "Ağabey aşağıda kimse yok." dedi. Ben o an şoka girmiştim resmen hemen ayağa kalkarak "Nasıl yok az önce aşağıdaydı yemin ederim bana bakıyordu." diyerek tekrar ağlamaya başladım Ahmet polis meslektaşı Hilmiye dönerek "Oğlum iyice kontrol ettin mi?" diye sordu "Ettim ağabey kimse yok binanın çevresini ve mahalleyi aradım ama yok." dedi. Ahmet polis beni ağlarken görünce bana her ne kadar inanmak istemese de "Peki beyefendi sakin olun." diyerek meslektaşı Hilmi'nin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Hilmi odadan çıktı bir kaç dakika sonra zil tekrar çaldı Ahmet polis kapıya bakmaya giderek bir kaç dakika sonra meslektaşı Hilmi ile tekrar döndü "Beyefendi." diyerek bana kırmızı düğmesi olan siyah bir kutu uzattı. "Bu panik butonu eğer bir şey görürseniz paniğe ya da korkuya kapılırsanız basmaya çekinmeyiniz lütfen. Buna bastığınız zaman otomatik olarak en yakında ki devriye aracı size ulaşacaktır." "Peki." diyerek panik butonunu aldım içimde ki korku birazda olsa hafiflemişti. Ahmet ve Hilmi polisi yolcu ettim saat sabaha karşı beşe geliyordu bu saatten sonra bu yorgunluk ve kafa ile işe gidemezdim öğlene doğru iş yerini arayarak bugün kendimi biraz rahatsız hissettiğimi ve gelemeyeceğimi söyledim o gün evden hiç çıkmadım. Ertesi gün işe gittiğimde bu sefer arabamı başka bir sokağa park ettim panik butonunu yanımdan hiç ayırmıyordum. İş çıkışı arabaya giderken ister istemez tedirgin olmuştum ama yine de kendimi sakinleştirmeye çalıştım. İş çıkışı eve gitmek için arabamın yanına geldim, arabamın kapısını açacağım sırada yirmi, otuz adım ileride caddenin karşısında yine o türbanlı kadını gördüm hemen panik butonunu çıkardım cebimden fakat sonra panik butonunu tekrar cebime koyarak arabanın kapısını kapattım ve türbanlı kadına doğru yürümeye başladım. Üzerine yürümeme rağmen hareket etmeyerek bana bakmayı sürdürdü. Hızlıca caddede karşı tarafa geçerek kadının yanına gittim. Türbanlı kadın artık karşımdaydı sinirim korkuma üstün gelmiş bir şekilde sol elim ile iki göğsünün arasından sert bir şekilde iterek "Kimsin lan sen? Kimsin?"
Aniden uyandım gözümü açtığımda kendimi evimin banyosunda küvetin içinde buldum vücudumun hiç bir yerini hissetmiyordum. Tavanda yuvarlak sarı spot lambalarım yanıyordu. Su beni taşıyordu kendimi o an çok rahat hissettim hepsinin bir rüya olduğunu anladım derin bir oh çektim ve sağ avucuma su alarak yüzüme çarptım. Gözümü yavaşça açtığımda suyun kırmızı olduğunu gördüm hemen ayağa kalkmak için iki elimle küvetin yanından tutmaya çalıştım fakat sol elimi hissetmiyordum. Sol elime baktığımda elimin bilekten itibaren kesilmiş olduğunu ve kesik yere de siyah bir bez parçasının bağlanmış olduğunu gördüm...                                                      

27 Ağustos 2016 Cumartesi

                  Öldürme İsteği Fırında ki Kek

 Her zaman ki gibi saat 05:00'da çalan alarmla uyandı Bülent. Kahvaltısını yine tek başına yaparak okula gitmek için hazırlandı. Tam evden çıkmak üzereyken salonda kanepenin üstünde çıplak şekilde yatan üvey babası Uğur'u gördü her ne kadar aldırış etmek istemese de sinirlendi. Sinirli bir şekilde evden çıktı Bülent her zaman ki gibi. Nasıl sinirli olmasın ki? Bu eve girmesine bile tahammül edemediği adam şimdi üvey babasıydı, tüm gün evde çıplak bir şekilde oturarak televizyon izliyordu Bülent'in ve ablası Denizin hayatlarına karışıyordu. Tüm gün Bülent'in annesi Fatma'nın getirdiği parayı yiyerek geçiriyordu vaktini ama Fatma bu durumdan şikayetçi değildi, mutluydu tam aksine Bülent hiç anlam veremiyordu annesinin mutlu olmasına.
 Evden çıktıktan sonra hemen her sabah arkadaşı Yusuf ile buluştuğu evinin bir sokak ilerisinde ki parka gitti boş salıncaklardan birisine oturarak hem arkadaşının gelmesini bekledi hem de biraz sakinleşmeye çalıştı Bülent o esnada arkadaşı Yusuf'un sesini duydu. Yusuf elinde kalın bir dosya ve sırtında çantası ile Bülent'in yanına gelerek hemen yanındaki boş salıncaklardan birisine oturarak "Naber kanka?" dedi tebessümle fakat Bülent'in sinirli olduğunu görünce "Anladım berbat yine mi o hani şu üvey baban Uğur?" Bülent başını öne eğerek "Salonun ortasında utanmadan çıplak yatıyor piç." Bir kaç dakika hiç bir şey söylemeden oturduktan sonra Yusuf konu değiştirmeye çalıştı bir çırpıda çantasını çıkartarak kucağına aldı ve "Bugün proje ödevlerinin teslim günü getirdin mi?" Bülent ayağa kalkarak "Evet çantamda hadi gidelim." diyerek karşılık verdi. Okul her zaman ki gibi sıkıcı ve yorucu geçmişti. Bülent eve geldiğinde üvey babası Uğurun salonda çıplak bir şekilde televizyon izlediğini gördü hemen ayakkabılarını çıkartarak odasına gidecekken Uğur seslendi "Çay getir lan bana!" Dişlerini sıkarak "Peki" diyerek mutfağa yöneldi Bülent. Çayı hazırlarken farkında olmadan küfürleri sesli bir şekilde etmeye başlamıştı Bülent "Çay getir lanmış inşallah boğazında kalır da geberirsin piç. Çekip gitmedi bir türlü evden pezevenk." çayı hazırladıktan sonra arkasına döndüğünde Uğurun kendisine sinirli bir şekilde baktığını gördü. Uğur Bülent'in yanına giderek hızlı bir şekilde boğazını sıkmaya başladı. Bülent elinde ki bardağı düşürmüş iki eliyle de Uğuru yitmeye çalışıyordu ama nafile olmuyordu. "Söyle lan kim piç, kim evden gitmeyen pezevenk ha söylesene lan piç. Cevap ver lan kimmiş piç?" bir süre daha Bülent'in yüzüne bağırarak boğazını sıktıktan sonra geriye çekildi Uğur. Mutfaktan çıkmak için arkasını döndüğünde Bülent bağırdı "Oruspu çocuğu!" bunu duyunca daha çok öfkelenen Uğur arkasını dönerek hızlı bir biçimde Bülent'e sert bir tokat attı. Yediği tokat ile yere düşen Bülent karnına yediği bir kaç tekmeden sonra ağlamaya başladı. Bir kaç dakika yerde ağlayarak hareketsiz yatan Bülent çok sert bir acı ile kendine gelerek çığlık atmaya başladı. Uğur eline aldığı kemerle Bülent'e hiç acımadan vuruyordu sonunda kemeri elinden bırakarak Bülent'i saçından yakalayarak evin giriş kapısının yanında bulunan ufak kilere kilitledi. Bu kiler evin giriş kapısının hemen sol tarafında bulunuyordu evdeki kullanılan kullanılmayan her türlü araç gereç bu odadaydı, oda fazla büyük sayılmazdı ve ışık düğmesi odanın dışında bulunuyordu. Odada kapının bulunduğu duvar hariç diğer üç duvarda tavana kadar ulaşan büyük raflarla donatılmıştı. Bülent akşam annesi Fatma işten gelene kadar kilerde kaldı hala vücudunda kızarıklıklar vardı hala canı acıyordu. Akşam annesi Fatma eve geldiğinde Uğur kendisini haklı gösterecek şekilde anlatınca Fatma'da kendi oğluna kin beslemeye başlamıştı direk kilere giderek kapıyı açtı ve Bülent'e "Ne yaptın lan sen? Ne demek piç baban o senin." diyerek Bülent'e saldırmaya başladı ablası Deniz annesi Fatmayı zor bir şekilde durdurarak "Vurma çocuğa." diyerek annesine karşı çıktı "Zaten hep sen yüz veriyorsun buna arkasında sen varsın diye böyle." diyerek Denize bağırmaya başladı "Bu gece burada kalacak bu piç." diyerek kapıyı kilitleyip kilerin ışığını söndürerek anahtarı aldı Fatma fakat Deniz kilerin ışıklarını tekrar açtı "Bırak ışıklar açık kalsın bari." "Eğer Bülent'i oradan çıkarırsan ikinizi'de sokağa atarım Deniz." "Tamam sadece ışıklar açık kalsın." dedi Deniz.
 Bülent iyice canı sıkılmaya başlamış bir şekilde kilerde oturuyordu Allah'tan ışıklar açık diyordu kendi kendine sonra ayağa kalkarak rafları kurcalamaya başladı. Bir süre sonra ikinci rafta bir poşetin içinde bir bıçak buldu üzerinde kılıfı olan çok güzel bir bıçaktı yanında bir de bileme taşı vardı Bülent bıçağın kime ait olduğunu biliyordu dedesi Hamza'ya aitti bu dedesi üç yıl önce vefat etmişti çok severdi Bülent dedesini arada sırada keşke yaşıyor olsa derdi. Bıçağı tekrar yerine koyarak uyumaya çalıştı Bülent fakat bir süre sonra birisinin kendisini dürtmesiyle uyandı. Uğurdu bu sarhoş bir şekilde gülümseyerek Bülent'i dürtüyordu "Şşt kalk lan ana kuzusu kalk." bir süre aldırış etmese de sonunda "Ne var" diye sordu Bülent "Bundan sonra okula gitmek yok lan gir bir işe çalış eve ekmek getir piç." Uğurun kendisi çalışmazken Bülent'e çalış demesi çok gıcığına gidiyordu Bülent'in "Okuyacağım ben sen git çalış ben çalışmam." "Ne demek lan ben çalışmam gir bir işe çalış başlatma okuluna bir işe yaradığın yok zaten." diyerek Bülent'e hızlıca bir tokat attı dayanamayan Bülent Uğuru geri iterek ev kapısına doğru koşmaya çalıştı fakat Uğur onu saçından yakalayarak tekrar kilere itti. Bülent kilere tekrar girdiğinde dedesinin bıçağını gördü fakat hiç bir şey yapmadı. Uğur Bülent'i kendisine çevirerek suratına yumruklar ve tokatlar atmaya başladı "Bana bak lan bir daha o elin bana kalkarsa öldürürüm seni" diyerek kilerden çıktı tekrar kapıyı kilitleyerek kilerin ışığını kapattı. 
 Sabah annesi Fatma evden gidince Deniz yedek anahtar ile kilere giderek Bülent'e yemek götürdü "Nasıl çok yanıyor mu canın?" "Biraz" "Sende iki dakika tutamadın çeneni ne olurdu küfretmeseydin?" "Ne yapayım abla çok sinirimi bozuyor o herif." "Benimde sinirimi bozuyor ne yapalım adamı öldürecek halimiz yok ya." işte o an Bülent'in aklına iyice yerleşmişti Uğuru öldürmek tek çaresi buydu içinde ki öldürme hissi tıpkı fırında ki bir kek gibi kabarmaya başlamıştı. Ablası Deniz yemeğini yedirerek Bülent'e pansuman yaptı "Benim çıkmam gerek tamam. Bu kilerin yedek anahtarı bunu sakla lazım olursa kullanırsın tamam mı?" diyerek Bülent'e sarıldıktan sonra çıktı.
Bülent ablası gittikten sonra yedek anahtarı ikinci rafta bulunan alet kutusunun altına sakladı ve uykuya daldı. Biraz dinlenmişti uyuyarak.

 Tek Yapması Gereken Onu Servis Etmekti

Ertesi sabah ablası Deniz Bülent'e seslenerek evden çıktıktan sonra evde sadece Uğur ve Bülent kalmıştı Bülent'in içinde kabaran o öldürme hissi artık olmuştu tıpkı fırında kabararak pişen kek gibi kek artık olmuştu tek yapması geren onu servis etmekti. Bülent hemen dedesinin bıçağını alarak bileme taşı ile bir kaç dakika biledi dedesi bu bıçağı bıraktığı için ona teşekkür ediyordu. Artık bıçak hazırdı Bülent ablasının verdiği anahtar ile kilerden çıkarak mutfağa gitti üvey babası Uğur arkası dönük bir biçimde televizyon seyrediyordu Bülent hemen eline bir elma alarak elmayı kesti ve bir tabağa koydu bıçağı ise kılıfı ile pantolonunun arkasına bağlayarak elbisesi ile kapattı eline bir çatal ve elma tabağını alarak üvey babasının yanına geldi Uğur Bülent'i karşısında görünce "Sen nasıl çıktın lan kilerden?" "Annem senden özür dilemem için anahtarı bıraktı bende sana elma getirdim özür dilerim baba." diyerek tabağı uzattı. Tabağı eline alan Uğur "Aferin lan adam oluyorsun." diyerek tabağı aldı elmayı iğrenç bir şekilde yiyordu. Bülent bu görüntüden çok rahatsız olmuştu.
Ve birden Bülent Uğura sarıldı Uğur hiç bir şey anlamamıştı "Çekil ulan üstüm.." dediği sırada midesinde bir ağrı hissetti Bülent bıçağı saplamıştı ve bıçağı yavaşça çekti Uğur Bülent'i iteceği esnada Bülent tekrar hızlı bir şekilde sapladı bıçağı. Sonra yavaş yavaş doğruldu Bülent yüzünde çok korkutucu bir gülümseme vardı. Bıçağı karnından tekrar çekti Uğurun karnından kanlar fışkırarak akıyordu her yer kırmızı olmuştu ağzında ki elmalarda tükürük ve salya ile akmaya başladı. Bülent bıçağı Uğurun yemek ve soluk borusunun sağ tarafına dayayarak yavaş yavaş bıçağı boğazına sokmaya başladı çok mutluydu Bülent içinde kabaran o kekin tadını çok sevmişti ve bir süre sonra bıçağı boğazından çıkartarak odasına gitti Bülent bıçağı yastığının yanına koyarak çok rahat bir uykuya daldı. Eve gelen annesi sinir krizleri geçirmişti inanamıyordu bunu Bülent'in yaptığına aynı polis, hakim, savcı ve avukatlarında inanamayacağı gibi. Bülent üzerinde yapılan testler sonucunda mahkeme tarafından akıl sağlığının yerinde olmadığına karar verilerek İstanbul'da bulunan Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesine sevk edildi. Bülent artık hayatının geri kalanını burada geçirecekti mutlu bir şekilde.        
                                                             

11 Ağustos 2016 Perşembe

                         Tren Raylarının Arkasında ki Ev

Titreyerek yürüyorlardı,kararlılardı yapacaklardı.Herkesin korktuğu o eve gideceklerdi,tren raylarının arkasında ki eve.Kar az fakat hızlı yağıyordu.Ali içlerinde en büyük olduğu için en önde yürüyordu hem kendisinden yaşça küçük kardeşi Fuat'a hem de kardeşiyle aynı yaşta olan arkadaşı İsmail'e bir kahraman olarak gözükmek istiyordu.Ama içten içe korkuyordu.Herkes korkardı o evden Elazığ'da bulunan fakir evlerin yukarısında ki tren raylarının yukarısında bulunan ormanın içinde ki o ev.Bazı kişilere göre o evde korkunç bir canavar var idi,bazı kişilere göre ise o evde inler cinler yaşardı,bazı kişilere göre ise o evde yıllar önce bir insan ölmüş idi.Sadece çocuklar değil yetişkinler de korkardı o evden hatta bazı aileler çocukları o evden bahsedince çocukları döverlerdi bir daha oradan bahsetmeyecek'sin diye.Ali,İsmail,Fuat ise meraklarına yenik düşmüşlerdi  eve gideceklerdi.Biraz daha yürüdüler sonra tren raylarının önüne geldiğinde durdular.Önlerinde ki trenin geçmesini beklediler ve ayrıca biraz da sakinleşip dinlenmeye başladılar.El ele tutuştular Ali önce kardeşi Fuat'a baktı Fuat kendinden emin olmaya çalışıyordu fakat korkuyordu.Ali bir süre Fuat'a baktıktan sonra İsmail'e döndü İsmail'in göz bebekleri korkudan büyümüş,ayakları ve elleri titriyordu.İsmail o kadar korkuyordu ki en ufak bir ses'de ölecek gibiydi.Bir süre sakinleştikten sonra yavaş yavaş yürümeye başladılar.Ormandan korku içinde geçtikten sonra eve varmışlardı. Evin etrafında ki tüm ağaçlar kesilmişti sanki eve bahçe yapılacakmış ama yarım bırakılmış gibi.Eve doğru yürümeye başladılar. Ev iki katlı idi açık mavi bir boyası vardı ama boya dökülmeye başlamıştı. Aslında onarılsa çok güzel bir ev olabilirdi.Televizyonda ki zenginlerin yaşadığı evler gibi güzel görünebilirdi.Ali ve İsmail evin arka tarafına bakmaya gittiklerinde Fuat evin ön tarafında yalnız kalmıştı Fuat'ın dikkatini çeken ilk yer evin sağ tarafında on,on beş adım uzaklıkta bulunan iki ağaçtı çünkü o iki ağacın arası bir mezar gibi gözüküyordu Fuat'a göre bu iki ağacın arasında kar ve toprağın altında bir tabut var idi.Ağaçlara fazla yaklaşmadan eline avucu büyüklüğünde bir taş alarak bu iki ağacın ortasına fırlattı.Gözlerine inanamadı Fuat çünkü taş kara çarptığı anda karın içine girmedi kara çarparak yere yuvarlandı Fuat o iki ağacın yanına doğru koşmaya başladı.
Ali ve İsmail evin arka tarafına bakındıktan sonra evin ön tarafına geldiler tekrar fakat Fuat ortalıkta yoktu İsmail "Fuat nerede?" dedi. Ali "Sanırım eve gitmiştir bu eve tek giremez." dedi. O sırada evin içinden Fuat'ın sesi geldi,çığlık atıyordu.Ali ve İsmail hızlıca eve girdiler.Evin girişinde dört oda vardı ikisi sağ tarafta,ikisi sol tarafta idi evin giriş kapısının karşısında ise yukarıya çıkılan merdiven vardı. Evin girişi ve tüm odaları geniş idi yukarıda ise uzun bir koridor ve üç oda vardı odanın ikisi yan yana sağ tarafta idi sol tarafta tek bir oda bulunuyordu orası da banyo idi. Ali eve girer girmez Fuat'ı aramaya başladı İlk sol taraftaki birinci odaya yani mutfağa girdi sonra diğer odalara da göz ucuyla baktı alt kat boştu. Hemen Üst kata çıktı İsmail ise alt katta yalnız kalmış idi odaları geziyordu sağ taraftaki ikinci odaya girdi. Oda örümcek ağı kaplı pis bir yerdi o esnada bir el İsmail!i ağzından  kapatarak kendisine çekti.İsmail çırpınarak bağırmaya çalışıyordu. Katil İsmail'in sırtına bıçağını sapladı İsmail yere düştükten sonra katil İsmail'i yerde sürükleyerek götürdü.
Ali üst katta ki iki odaya baktı iki oda da boştu geriye bir tek banyo kalmıştı.Ali banyoya girdiğinde adeta çıldırdı banyonun tam ortasında beyaz bir küvetin içinde başsız kanlar içinde bir kadın ceset'i vardı.Ali hiç bir şey düşünemeden evden çıkarak koşmaya başladı ne İsmail ne Fuat geldi aklına sadece koşuyordu "Anne"diye çığlıklar atarak koşup ormanı geçti tam o esnada tren rayına adımını attığı anda bir tren Aliye çarptı zaten zor duran tren rayların karlı olmasından dolayı 400 metre de zor durdu.Makinist tren durur durmaz aşağıya inerek trenin altında ki parçalanmış cesede baktı maalesef Ali ölmüştü. Hemen polise haber verildi.Makinist "Birden ormanın içinden çıkarak tren raylarına atladı ağlıyor ve çığlıklar atıyordu,sanırım korkmuştu!" dedi. Polisler ise etraftan aldığı bilgi ve ifadeler sonucun da ormanda ki evden şüphelenerek o eve gittiler.Polis ekipleri eve girdiklerinde evin alt katında her şey normal idi üst kata çıktılar.Polisler üst katta banyoya girdiklerinde bir vahşet ile karşılaştılar.Banyonun ortasında küvette çürümeye başlamış el ve ayakları yanmış ve başı olmayan bir kadın ceset'i var idi hemen yanın da ise iki çocuk ceset'i vardı.Evde ve tren raylarında bulunan çocukların kimlikleri tespit edildi sırasıyla "Ali Demir Yurt-Yaş on bir,Fuat Demir Yurt-Yaş dokuz ve İsmail Ova Oğlu-Yaş dokuz"olarak sıralandı küvette bulunan ceset ise çürümeye başladığından kimliği öğrenilemedi hakkın da tek bilinen ceset'in bir kadına ait olduğu idi.Katil ise ikisi çocuk biri kadın olmak üzere üç kişiyi öldürmek ve bir kişiyi de öldürmeye teşebbüs'den hakkında yakalama kararı çıkartıldı fakat katil hiç bir zaman bulunamadı ve ormanda ki ev ise valilik kararı ile yıkıldı.