Siyahlı Kadın
Merhaba ben Ferit Ankara'da yalnız yaşıyorum 32 yaşındayım bir mimarlık şirketinde harita mühendisliği yapıyorum. Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum bu olay iki yıl önce başımdan geçmiş olmasına rağmen hala psikolojik tedavi görüyorum fazla uzatmadan hikayeme geçeyim iyi okumalar.O gün işlerim yoğun olduğundan iş yerinden biraz geç çıkmıştım saat dokuz civarıydı hemen arabamı park ettiğim sokağa gittim arabam on beş adım kadar uzağımdaydı ve beş, altı adım kadar sonra ise sol tarafta bir tane daha sokak bulunuyordu. O sol taraftaki sokağın önünden geçerken sokaktan bir kadın çıktı, kadın boydan boya simsiyah türban ile kaplıydı ne gözü ne ağzı hiç bir yeri gözükmüyordu. Kadının yanından geçip giderken kadının olduğu yerde durarak bana baktığını fark ettim fazla umursamadım ama gecenin bir yarısında içimde ufaktan bir tedirginlikte olmuştu. Nasıl olmasın ki akşam akşam simsiyah birisi beni izliyor içimden kapkaççı filan olabilir diye düşünerek adımlarımı hızlandırdım ve arabama binerek evime doğru yol aldım. O gece her şey normaldi sabah olduğu gibi yine normal bir şekilde işe gittim bu kez iş yerinden normal bir zaman da çıktım saat yedi civarı. Arabamı hemen hemen her zaman aynı yere park ederim o günde arabamı aynı yere park ettim ve arabama doğru yol alırken sol taraftaki sokaktan yine aynı kadın çıktı dünkü yaptıklarının aynısını yapıyordu benim gittiğim yönün tersine bir kaç adım atıyor sonra olduğu yerde durarak beni izliyordu. Artık iyice tedirgin olmaya başlamıştım. Yemek yiyerek gözden geçirmem gereken bir kaç dosyayı hallettim ve sonra uyumaya gittim saate baktığımda saat 23:20'yi gösteriyordu telefonumu yanımda duran ufak çekmecenin üzerine koyarak hemen uyumaya çalıştım. Evim 6 katlı bir apartmanın ikinci katında bulunuyordu. Bulunduğum daire yerden fazla yüksek sayılmazdı. Tam uyku sırasında bir kaç tıkırtı ile uyandım ilk başta ne olduğuna anlam veremedim bir kaç dakika uyku sersemliği'm devam etti kendime geldiğimde yatağımın sağ tarafında ki duvarda duran pencereme bir şeylerin çarptığını fark ettim yataktan çıkarak pencereye doğru yürüdüm, pencereye yaklaşınca çarpan şeylerin büyük taşlar olduğunu gördüm. Pencereye daha da yaklaştığımda taşların gelmesi durdu yavaşça dışarıya baktığımda o türbanlı kadının bahçede durmuş bana baktığını gördüm. Hemen geriye çekilerek odanın ışıklarını açtım ve pencerenin yanına bir kez daha gittim kadın hala orada durarak hiç hareket etmeden bana bakıyordu tekrar geriye çekildim korkudan terlemiştim yavaş yavaş ağlamaya başladım hemen elime telefonumu alarak polisi aradım. "155 acil yardım hattı buyurun.""A.. alo yardım yardım edin evimin önünde birisi var bana bakıyor yardım edin!" "Sakin olun beyefendi şuan neredesiniz?" "Ben ben evim.. evimdeyim şuan yardım edin ne olur!" ağlamaya başlamıştım artık ağlayarak konuşuyordum "Beyefendi evinizin adresini verin lütfen." "Peki Gölbaşı karanfil caddesi 854'düncü sokak nehir apartmanı ikici kat üç numara." "Peki beyefendi devriye araçlarımızdan birisini hemen size doğru yönlendiriyoruz sakin olun kapıyı gelen polisler dışında kimseye açmayın lütfen ve pencerelerden uzak durun." Peki." diyerek telefonu kapattım her ne kadar sakin olmaya çalışsam da olmuyordu ağlamam azalmış fakat hala gözümden damla damla yaşlar geliyordu ara sıra dayanamayarak göz ucuyla aşağıya bakıyordum kadın hala orada duruyor ve hep aynı şekilde bana bakıyordu. Çok geçmeden kapımın zili çaldı korkarak diafona basarak "Kim o?" diye seslendim titriyordum bir iki saniye sonra kalın bir erkek sesi "Polis beyefendi kapıyı açın lütfen." "Peki hemen açıyorum." diyerek otomatiğe bastım genel olarak rahatlamış ve mutlu olmuştum bir iki dakika sonra çalan kapı ile dalgınlığım gitmiş kendime gelmiştim hemen kapıyı açtım karşımda resmi üniformalı ikisi de orta yaşlarda birisi hafif kilolu diğeri ise cılız olan ve ikisi de hemen hemen aynı boylarda olan iki polis çıktı karşıma hemen içeriye davet ettim. Kilolu olan polis "Beyefendi adım Ahmet bu da meslektaşım Hilmi." dedi ve tekrar hız kesmeden "Sorun nedir beyefendi?" diye sordu "Evimin önünde birisi var beni izliyor ayrıca iş çıkış saatlerimde de beni takip ediyor." diyerek iki polis memurunu yatak odama götürdüm ve pencereden türbanlı kadının durduğu yeri gösterdim fakat türbanlı kadın orada yoktu. "Beyefendi orada kimse yok." dedi adı Hilmi olan cılız polis. "Nasıl nasıl olur? Daha az önce orada oradaydı bana bakıyordu hatta camıma taş attı." "Tamam beyefendi sakin olun Hilmi sen git aşağıyı bir kontrol et bakalım birisi var mı?" dedi kilolu polis Ahmet meslektaşı Hilmi evden çıkarken tekrar bana döndü Ahmet polis "Belki sadece şakadır beyefendi oturun sakin olun." diyerek beni odanın giriş kapısının sağ tarafında bulunan tekli deri koltuğa oturttu kendisi de pencereyi açarak dışarıyı kontrol ettikten sonra karşıma gelerek yatağıma oturdu. On, on beş dakika sonra kapı çaldı polis memuru Ahmet kapıyı açmaya gitti ve bir kaç dakika sonra meslektaşı Hilmi polis ile beraber yatak odama geldi. "Ağabey aşağıda kimse yok." dedi. Ben o an şoka girmiştim resmen hemen ayağa kalkarak "Nasıl yok az önce aşağıdaydı yemin ederim bana bakıyordu." diyerek tekrar ağlamaya başladım Ahmet polis meslektaşı Hilmiye dönerek "Oğlum iyice kontrol ettin mi?" diye sordu "Ettim ağabey kimse yok binanın çevresini ve mahalleyi aradım ama yok." dedi. Ahmet polis beni ağlarken görünce bana her ne kadar inanmak istemese de "Peki beyefendi sakin olun." diyerek meslektaşı Hilmi'nin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı. Hilmi odadan çıktı bir kaç dakika sonra zil tekrar çaldı Ahmet polis kapıya bakmaya giderek bir kaç dakika sonra meslektaşı Hilmi ile tekrar döndü "Beyefendi." diyerek bana kırmızı düğmesi olan siyah bir kutu uzattı. "Bu panik butonu eğer bir şey görürseniz paniğe ya da korkuya kapılırsanız basmaya çekinmeyiniz lütfen. Buna bastığınız zaman otomatik olarak en yakında ki devriye aracı size ulaşacaktır." "Peki." diyerek panik butonunu aldım içimde ki korku birazda olsa hafiflemişti. Ahmet ve Hilmi polisi yolcu ettim saat sabaha karşı beşe geliyordu bu saatten sonra bu yorgunluk ve kafa ile işe gidemezdim öğlene doğru iş yerini arayarak bugün kendimi biraz rahatsız hissettiğimi ve gelemeyeceğimi söyledim o gün evden hiç çıkmadım. Ertesi gün işe gittiğimde bu sefer arabamı başka bir sokağa park ettim panik butonunu yanımdan hiç ayırmıyordum. İş çıkışı arabaya giderken ister istemez tedirgin olmuştum ama yine de kendimi sakinleştirmeye çalıştım. İş çıkışı eve gitmek için arabamın yanına geldim, arabamın kapısını açacağım sırada yirmi, otuz adım ileride caddenin karşısında yine o türbanlı kadını gördüm hemen panik butonunu çıkardım cebimden fakat sonra panik butonunu tekrar cebime koyarak arabanın kapısını kapattım ve türbanlı kadına doğru yürümeye başladım. Üzerine yürümeme rağmen hareket etmeyerek bana bakmayı sürdürdü. Hızlıca caddede karşı tarafa geçerek kadının yanına gittim. Türbanlı kadın artık karşımdaydı sinirim korkuma üstün gelmiş bir şekilde sol elim ile iki göğsünün arasından sert bir şekilde iterek "Kimsin lan sen? Kimsin?"
Aniden uyandım gözümü açtığımda kendimi evimin banyosunda küvetin içinde buldum vücudumun hiç bir yerini hissetmiyordum. Tavanda yuvarlak sarı spot lambalarım yanıyordu. Su beni taşıyordu kendimi o an çok rahat hissettim hepsinin bir rüya olduğunu anladım derin bir oh çektim ve sağ avucuma su alarak yüzüme çarptım. Gözümü yavaşça açtığımda suyun kırmızı olduğunu gördüm hemen ayağa kalkmak için iki elimle küvetin yanından tutmaya çalıştım fakat sol elimi hissetmiyordum. Sol elime baktığımda elimin bilekten itibaren kesilmiş olduğunu ve kesik yere de siyah bir bez parçasının bağlanmış olduğunu gördüm...